“Senin Allah belanı versin.” diyerek beddua eden kadın, eşine fiziksel şiddet uygulayan ve küfür eden erkeğe göre ağır kusurludur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi         2019/5082 E.  ,  2019/12571 K.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-davacı erkek tarafından kadının kabul edilen davası, kusur belirlemesi, reddedilen iştirak nafakası, yoksulluk nafakası, reddedilen manevi tazminat talebi ve kendisi için nafakaya hükmedilmemesi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1- İlk derece mahkemesinin ilk verdiği hükme karşı, davalı-davacı erkek tarafından reddedilen manevi tazminat yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmadığından, erkeğin reddedilen manevi tazminata yönelik temyiz dilekçesinin reddi gerekmiştir.
2-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı-davacı erkeğin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yersizdir.
3- İlk derece mahkemesince, kadının boşanma davası ile erkeğin birleşen boşanma davasının kabulü ile karşılıklı tazminat taleplerinin reddine ve kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmiş; ortak çocukların velayetleri davalı-davacı erkeğe verilerek erkeğin iştirak nafakası talebi reddedilmiştir. Hükme karşı, erkek tarafından kadının kabul edilen davası, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ve reddedilen iştirak nafakası yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve bölge adliye mahkemesi başvurunun esastan reddine karar vermiştir.
Bölge adliye mahkemesi kararında eşine şiddet uygulayan, eşini ortak çocuğa dövdüren ve “Senin Allah’ını kitabını sinkaf ederim.” diyerek küfür eden erkek ile güven sarsıcı davranışları olan, erkek arkadaşı ortak haneye geldiğinde evden ayrılmayan ortak çocuklara şiddet uygulayan ve eşinin küfürüne karşılık “Senin Allah belanı versin.” diyen kadının eşit kusurlu olduklarına hükmedilmiştir. Davacı-davalı kadının dava dilekçesinde “Eşinin ortak çocuğa kendisini dövdürdüğü” vakıasına dayanılmamıştır; kaldı ki bu konudaki tanık ifadesi duyuma dayalıdır. Bölge adliye mahkemesi kararında kadının erkek arkadaşı olduğu, erkek arkadaşı ile şehirde yalnız dolaştığı ve yalnız olarak patates tarlasına gittiği ve bu suretle güven sarsıcı davranışlarının olduğu belirtilmişse de ortak çocuklar, mahkemedeki ve adli soruşturmadaki ifadelerinde kadının erkek arkadaşını, eşi olmadığı zamanlarda, ortak haneye aldığını, çocukları evden uzaklaştırmaya çalıştığını ve evden ayrılmak istemeyen çocuklara şiddet uyguladığını ifade etmişlerdir. Eşi evde olmadığı zamanlarda erkek arkadaşını ortak haneye alan ve bu suretle sadakatsiz davranan kadının kusurunun güven sarsıcı davranış olduğuna hükmedilmesi yerinde olmamıştır. Bu itibarla boşanmaya neden olan olaylarda erkek arkadaşını ortak konuta alarak sadakatsiz davranan, erkek arkadaşı eve geldiğinde evden ayrılmak istemeyen çocuklara şiddet uygulayan ve eşine “Senin Allah belanı versin.” diyerek beddua eden kadın, eşine 24/02/2017 tarihinde fiziksel şiddet uygulayan ve küfür eden erkeğe göre ağır kusurludur. Hal böyleyken tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
4-Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir (TMK m. 175/1). Davacı-davalı kadın boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı-davacı erkeğe göre ağır kusurlu olup, kadın yararına yoksulluk nafakasının koşulları oluşmamıştır. Bu nedenle, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeplerle davalı-davacı erkeğin temyiz dilekçesinin REDDİNE; (2.) bentte gösterilen sebeplerle hükmün ONANMASINA; (3.) ve (4.) bentlerde gösterilen sebeple bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 19.12.2019

Alacağını alamayan işçi, istifa ederse tazminat alabilir

Maaş ve sair alacaklarının olduğunu öne süren işçi, istifa etti; ancak işverenden kıdem tazminatını alamadı. İşçi alacak davası açtı, davaya son noktayı koyan Yargıtay; işçinin maaş, prim, fazla mesai ücretinin ödenmemesi halinde haklı fesih yoluyla istifa edebileceğini ve kıdem tazminatı alabileceğine hükmetti.

Milyonlarca çalışanı ilgilendiren karar Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nden geldi.

Usta öğreticisi olarak çalışan işçi, ücret alacaklarının ödenmediği gerekçesiyle istifa etti.

İşverenden ücret alacaklarını, fazla mesai ve kıdem tazminatını talep eden işçi, hakkını alamayınca İş Mahkemesi’nin yolunu tuttu. İş sözleşmesini haklı olarak feshettiğini belirten işçi, kıdem tazminatı ile birlikte bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Davalı işveren avukatı ise davacının çalışmasının istifa ile sona erdiğini öne sürdü. Mahkeme davanın kısmen kabulüne hükmetti. Kararı taraf avukatları temyiz etti.

İşçinin emeğinin karşılığı olan ücretin işçi için en önemli hak, işveren için de en temel borç olduğunun hatırlatıldığı Yargıtay kararında; 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32/4. maddesinde ücretin en geç ayda bir ödeneceğinin hüküm altına alındığı vurgulandı.

Bu durumun aksi bireysel ya da toplu iş sözleşmesinde kararlaştırılmadığı sürece işçinin ücreti bir ay çalışıldıktan sonra ödenmesi gerektiği dile getirildi. Ücreti ödenmeyen işçinin bu ücretini işverenden dava ya da icra takibi gibi kanuni yollardan talep etmesinin mümkün olduğunun belirtildiği kararda şu ifadelere yer verildi:

“Ücreti ödenmeyen işçinin alacağı konusunda takibe geçmesi ya da ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini yerine getirmekten kaçınması, iş ilişkisinin devamında bazı sorunlara yol açabilir. Bu bakımdan, işverenle bir çekişme içine girmek istemeyen işçinin, haklı sebebe dayanarak iş sözleşmesini feshetme hakkı da tanınmıştır.

İşçinin ücretinin kanun veya sözleşme hükümlerine göre ödenmemesi işçiye bu imkanı verir. Ücretin hiç ya da bir kısmının ödenmemiş olması bu konuda önemsizdir. İkramiye, primi, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacakların da ödenmemesi işçiye haklı fesih imkanı verir.”

Davacı işçinin geçirdiği trafik kazası sonrası aldığı rapor doğrultusunda işe gelmediğine dikkat çekilen kararda;

“Somut uyuşmazlıkta, ihtarname ile raporlu olarak işe gelmediğini, ücretlerinin ödeneceğinin belirtilmesine rağmen ödenmediğini beyan etmiştir. İş Kanunu’ndan ve iş sözleşmesinden dolayı hak ettiği mali hak ve alacaklarının ödenmemesi nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini belirterek ödenmesini talep etmiştir. Yargılama aşamasında da, davacının talep konusu fazla mesai ve ulusal bayram genel tatil alacaklarına hak kazandığı anlaşılmıştır.

Mahkemenin kıdem tazminatı ödenmemesi yönündeki kararı yasaya aykırıdır. Zira fesih tarihinde davacı işçinin ödenmeyen işçilik alacaklarının bulunduğu anlaşılmakla, başka bir anlatımla haklı fesih nedeninin devam ettiği görülmekle hak düşürücü süre işlemeyecektir. Ayrıca davacı ödenmeyen bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesini söz konusu ihtarname ile talep etmiş, bu alacakların bir kısmının ödenmediği Mahkemece de kabul edilmiştir.

Bu sebeple iş sözleşmesini davacının haklı nedenle feshettiğinin kabulü ile kıdem tazminatı talebinin hüküm altına alınması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Kararın oy birliği ile bozulmasına hükmedilmiştir” denildi.

Kıdem tazminatının gününde ödenmemesi durumunda faiz başlangıcının fesih tarihi olması gerektiği

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi         2016/23853 E.  ,  2020/8098 K.

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin 02/11/2001-31/01/2014 tarihleri arasında hemşire olarak davalılar nezdinde çalıştığını, davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunduğunu, iş sözleşmesinin belirli süreli sürenin sona ermesi gerekçesi ile 31.01.2014 tarihinde iş sözleşmesinin haksız şekilde sona erdirildiğini, daha öncesinde de benzer gerekçe ile işten çıkarılması üzerine açılan işe iadeye ilişkin davada davacının işe iadesine karar verildiğini; ancak işe başlatılmasından kısa süre sonra aynı gerekçe ile işten çıkartılmasının haksız olduğunu ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı … Belediyesi, davacının müvekkili kurumun işçisi olmadığını, bu sebeple taraflarına husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
Davalı … Bilgi Yönetimi … Ltd. Şti. ve … Eğitim Organizasyon … Ltd. Şti. vekili, davacının alacaklarının zamanaşımına uğradığını, davacının belirli süreli iş sözleşmesi ile istihdam edildiğini, hizmet alım sözleşmesinin süresinin sona ermesi nedeni ile iş sözleşmesinin feshedildiğini, davacının bu nedenle talep konusu alacaklara hak kazanamadığını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanılan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar süresi içerisinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre ve özellikle; … Büyükşehir Belediyesi Darülacize Müdürlüğünün tüzel kişiliği bulunmadığından husumetin … Büyükşehir Belediye Başkanlığına yöneltilmesi ve karar başlığında … yazılması gerekirken, … Büyükşehir Belediyesi Darülacize Müdürlüğü hasım gösterilerek sonuca gidilmesi hatalı ise de, dava ve duruşmalara … vekilinin katıldığı anlaşılmakla taraf teşkili sağlandığından bahsi geçen husus mahallinde düzeltilebilir maddi hata kabul edilerek, davalıların tüm, davacının aşağıdaki kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin “Avukatlık ücretinin aidiyeti, sınırları ve ortak veya değişik sebeple davanın reddinde davalıların avukatlık ücreti” başlıklı 3. maddesinin 2. bendinde birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddi halinde ret sebebi ortak olan davalılar lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmolunacağı belirtilmiştir. Mahkemece davalılar arasında asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunduğu kabul edilerek, hükmedilen alacakların davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Buna karşılık, ek raporda davalı tarafça yapılan ödemelerin mahsubu dolayısıyla bir kısım işçilik alacakların reddi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup; ret sebebi ortak olan davalılar lehine tek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu husus dikkate alınmaksızın, davalılar vekillerinin her biri için yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince hesap edilen 1.800,00’er TL vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur.
Öte yandan, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 120. maddesi yollamasıyla, halen yürürlükte bulunan mülga 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinin onbirinci fıkrası hükmüne göre, kıdem tazminatının gününde ödenmemesi durumunda faiz başlangıcının fesih tarihi olması gerektiğinden dava dilekçesinde talep edilen kıdem tazminatı miktarına dava tarihinden faiz işletilip, ıslah edilen kıdem tazminatı tutarı yönünden fesih tarihinden itibaren faize hükmedilmesi de hatalı olmuştur.
Yukarıda bahsedilen hususlar bozma sebebi ise de, yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438/7. maddesi uyarınca aşağıda belirtilen şekilde düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur.
Sonuç:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Hüküm fıkrasının 1’inci bendinde yer alan, “1- Kıdem tazminatına yönelik davanın kısmen kabülü ile, 15.762,03 TL net kıdem tazminatı alacağının talep gibi 100 TL sinin dava tarihinden bakiyesinin fesih tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte,” şeklindeki ibarelerin çıkartılarak yerine, “1- Kıdem tazminatına yönelik davanın kısmen kabülü ile, 15.762,03 TL net kıdem tazminatı alacağının fesih tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte,” ibarelerinin yazılmasına;
Hüküm fıkrasının 5’nci bendinde yer alan “5-Davanın red edilen miktarı yönünden avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca takdir edilen 1.800,00 er TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara ödenmesine, ” şeklindeki ibarelerin çıkartılarak yerine “Davanın red edilen miktarı yönünden avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca takdir edilen 1.800,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine” ibarelerinin yazılmasına ve hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlerden davalı …’na yükletilmesine, 16.09.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İdari yargı kararı üzerine sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğranılan müspet ve menfi zararların tahsili

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi         2020/1557 E.  ,  2020/2455 K.


Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi’nce verilen kararın temyizen taraf vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, idari yargı kararı üzerine sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğranılan müspet ve menfi zararların tahsili istemine ilişkindir.

İlk derece mahkemesince Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun 24. maddesi uyarınca hesaplatılan müspet zararla ilgili istemin kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair verilen kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle HMK 355. maddedeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp bir isabetsizlik bulunmaksızın karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına göre taraf vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Davacı yüklenici davalı iş sahibi olup yapılan ihale sonucunda taraflar arasında … ili … ilçesi … Mah. 685 ada 27 parsel üzerinde Sosyal ve Kültürel Hizmet Binası İnşaatı için anahtar teslim götürü bedelli 18.05.2011 tarihli sözleşme imzalanmıştır. İnşaat yapılacak parselin sahibi dava dışı …’nin davalı … aleyhine açtığı dava sonucunda … 1. İdare Mahkemesi’nin 2013/463 Esas 2013/1052 Karar sayılı ilamı ile ihalenin dayanağı olan işlemin iptâline karar verilmiş, bu karar üzerine davalı iş sahibi belediye 18.12.2014 tarihli yazısı ile sözleşmeyi feshetmiştir. Uyuşmazlık, sözleşmenin davalı tarafından feshedilmiş olmasından doğmuştur. 6098 sayılı TBK 112. maddesi hükmünce borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. Bunun sonucu olarak yüklenicinin sözleşmenin haksız feshi halinde sözleşmenin ifa olunacağına güvenerek yaptığı masraflar ve kâr kaybını istemesi mümkündür. Ancak davalı iş sahibi kesinleşen idari yargı kararı uyarınca sözleşmeyi feshetmek zorunda kaldığını savunmaktadır. Az yukarıda da açıklandığı üzere idare mahkemesinin ihalenin dayanağı olan işlemin iptâline dair kesinleşen kararına uyulmak suretiyle sözleşmenin feshedildiği ve feshin subjektif imkansızlık sonucu olduğu anlaşılmaktadır. 6098 sayılı TBK 136. maddesi hükmüne göre davalı iş sahibi açısından yargı kararı sonucu edimin ifasının imkansız hale gelmesi nedeniyle fesihte TBK 112. maddesine göre davalının kusursuz olduğu açıktır. İfa imkansızlığında kusurun bulunmaması halinde TBK 136/II. maddesi hükmünce borcundan kurtulan davalı almış olduğu şeyleri sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybetmiştir. Sözleşme dava dışı 3. kişinin idare mahkemesine açtığı dava sonucu işlemin idari yargı kararı ile iptâl edilmiş olması üzerine davalı tarafça feshedilmiş olup, davacıya kusur izafe edilmediği gibi davalı da yargı kararına uyma zorunluluğu nedeniyle sözleşmeyi feshettiği fesihte kusurlu olmadığı ve kusursuz imkânsızlık nedeniyle davacının müspet zararlarından sorumlu tutulamayacağından davacı yüklenicinin müspet zarar kapsamında kâr kaybını talep etmesi mümkün değildir. Menfi zarar kapsamında yapıp da ödenmeyen iş ve imalât bedeli, noter masrafı, damga vergisi, teminat mektubu için yapılan masraf, faiz ve komisyonları isteyebilir. Bu durumda mahkemece HMK’nın 31. maddesi hükmü gereğince hakimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacının talep ettiği toplam 200.000,00 TL içinde menfi zarar kapsamında dava dilekçesinin 3. sayfa 4/a,b,c, müspet zarar kapsamında 5. maddesinde istediği yoksun kalınan kâr için ne miktarda talepte bulunduğu açıklattırılarak konusunda uzman bilirkişiden davacının isteyebileceği menfi zarar kapsamındaki alacak miktarı konusunda gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp değerlendirilerek davanın sonuçlandırılması ve kurulacak yeni hükümde tarafların haklılık durumuna göre harç, yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ve eksik inceleme ile ilave işler, iş eksilişi ve işin tasfiyesi halinde uygulanması gereken Kamu İhaleleri Sözleşmeleri Kanunu’nun 24. maddesine göre hesaplama yapan bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın kısmen kabulü ve istinaf talebinin reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle tarafların diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca kabulü ile … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının kaldırılarak ilk derece mahkemesi hükmünün taraflar yararına BOZULMASINA, ödenenden 5766 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 267,80 TL Yargıtay başvurma harcının mahsup edilerek, varsa fazla alınan temyiz harcının temyiz eden davacıya, 267,80 TL Yargıtay başvurma harcının mahsup edilerek, varsa fazla alınan temyiz harcının temyiz eden davalıya iadesine, 6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin ise Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, 16.09.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

NUDO – SUDO Markalar Arasında İltibas Tehlikesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi         2019/4685 E.  ,  2020/2508 K.


Taraflar arasında görülen davada … 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 11/04/2018 tarih ve 2017/214 E- 2018/168 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair … Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 13/09/2019 tarih ve 2018/1399 E- 2019/853 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin “NUDO” esas ibareli çok sayıda tanınmış markasının olduğunu davalının 06.05.2016 tarihinde bu markalarla iltibas oluşturacak şekilde “SUDO+şekil” ibareli marka tescil başvurusunda bulunduğunu, 2016/41410 kod numarası verilen başvuruya yapılan itirazın TPMK YİDK tarafından 2017/M-2635 sayılı kararla reddedildiğini, kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, kötüniyetli başvurunun tescilinin müvekkilinin NUDO esas ve ayırt edici unsurlu markaları ile iltibasa sebebiyet vereceği gibi, onların tanınmışlığından haksız yarar sağlayıp itibar ve ayırt edici karakterini de zedeleyeceğini ileri sürerek TPMK YİDK kararının iptaline ve davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı … vekili, markalar arasında benzerlik bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı … ve Marka Kurumu vekili, kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, markalar arasında iltibas tehlikesi bulunmadığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
… Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacının “NUDO” esas ve ayırt edici unsurlu markaları ile davalının “SUDO+şekil” ibareli başvurusu arasında, gerek ilk hece farklılığı, gerekse şekil unsurunun bulunması nedeniyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 01/06/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

İŞ KAZASI – YETKİLİ MAHKEME – DAVACININ YERLEŞİM YERİ


ÖZET: İş kazası nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında, davacının yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2014/11828Esas 2014/17436 Karar


Dava, iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, yetkisizlik kararı verilerek dava dosyasının davalı şirketin yerleşim yeri olan Çekmeköy/İstanbul adresi itibariyle İstanbul Anadolu Nöbetçi İş Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, yetkili mahkemenin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447/2.maddesine göre “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18.06.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır.” hükmü gereğince uyuşmazlığın 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5 ve 15.maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yetkiye ilişkin hükümleri doğrultusunda çözüme kavuşturulması gerekir.
HMK’nın “Genel Kural” başlıklı 5.maddesine göre mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hükümlere tabidir. Yetkiye ilişkin hükümleri saklı tutulan Kanunlardan birisi de 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’dur.

5521 Sayılı Kanun’’un 5.maddesinde “İş Mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşmeler muteber sayılmaz.” Hükmü yer almaktadır. Kanun’un 15.maddesinde ise bu Kanunda sarahat bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı bildirilmiştir. Genel yetki kuralı dışında düzenleme öngörülmemiş olması karşısında, HMK’da yer verilen özel yetkiye ilişkin düzenlemelerin İş Mahkemelerinin yetkisinin belirlenmesinde dikkate alınması gerekmektedir.

HMK’nın “Haksız Fiilden Doğan Davalarda Yetki” başlıklı 16.maddesine göre haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. 5521 Sayılı Kanun’’un 5.maddesinde, bu maddeye aykırı sözleşmenin muteber olmadığı belirtilmek suretiyle yetkinin kesin ve kamu düzenine ilişkin olduğu belirtilmiş ise olmadığı belirtilmek suretiyle yetkinin kesin ve kamu düzenine ilişkin olduğu belirtilmiş ise de iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin davalarda HMK’nın 16.maddesinin uygulanma yeri olup olmadığının tartışılması gerekmektedir.

İş Hukuku Yargılama Kurallarının, İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Mevzuatının temel prensibi olan “işçinin korunması temel ilkesi”ne uygun düşecek biçimde yorumlanması Anayasa’nın 2.maddesinde tanımını bulan Sosyal Hukuk Devleti’nin gereğidir. 5521 sayılı Kanun’un 5.maddesinde yer alan yetki kuralı ve sözleşme yasağı; işçilerin çalışmalarından doğan alacak ve tazminat haklarını en az giderle ve mümkün olan süratle elde etmelerine ve sözleşmelere işçi aleyhine yetki kuralı konulmasına engel olmaya yönelik olup diğer yasalar ile işçiler yararına getirilen düzenlemelerin uygulanmasına engel olacak biçimde veya genele yönelik getirilen bir hakkın işçiler yönünden uygulanma imkanını ortadan kaldıracak biçimde dar yorumlanması doğru değildir.
1086 sayılı HUMK’un 21.maddesinde yer almayan ve zarar görene haksız fiilden doğan davasını zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da yerleşim yeri mahkemesinde açma imkanı veren HMK’nın 16.maddesi 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olup önceden planlaması veya iradesi olmaksızın zarara uğrayan mağdurun kendi yerleşim yeri mahkemesinde dava açmak suretiyle hak araması kolaylaştırılmak istenmiştir.
İş Mahkemelerinde açılacak davalarda özel Kanun niteliğindeki 5521 Sayılı Kanun’’un yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanma önceliği bulunmakta ise de; yine aynı Kanun’un 15.maddesine göre bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde uygulanma yeri olan ve genel Kanun niteliğinde bulunan 6100 sayılı HMK’nın 16. maddesi ile sonradan getirilen ve 01.10.2011 tarihinden itibaren haksız fiil sonucu zarara uğrayanlara haksız fiilden kaynaklanan davalarını yerleşim yeri mahkemelerinde açma imkanı tanıyan hükmün; özel Kanun ile getirilen seçimlik yetkiyi Sosyal Hukuk Devleti’nin gereklerine ve “işçinin korunması temel ilkesi” ne uygun ve karşılaştırmalı hukuktaki benzerlerinde olduğu gibi işçi yararına genişlettiği kabul edilerek HMK’nın 16. maddesinin, 5521 Sayılı Kanun’’un 5.maddesi ile tanınan seçimlik yetki kuralının yanında (ilaveten) uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.
Somut olayda, davacının yerleşim yeri Akdeniz/Mersin olduğundan davacının seçimlik hakkını HMK’nın 16.maddesine göre yerleşim yerinin yargı çevresi olarak bağlı bulunduğu Mersin İş Mahkemesi’nde dava açarak kullanması hukuka uygun olup, mahkemece davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacı vekilinin bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ
Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.09.2014 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

Salt bedeller arası oransızlığın muris muvazaasının kanıtı olamayacağı, murisin iradesinin önem taşıması

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi         2019/3547 E.  ,  2020/4435 K.


Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, mirasbırakanları …’nın ikinci eşi olan davalıya 5 parsel sayılı taşınmazdaki 2 numaralı bağımsız bölümünün ½ payını 02.04.2009 tarihinde, kalan ½ payını ise 08.09.2014 tarihinde intifa hakkını üzerinde bırakarak satış suretiyle davalıya devrettiğini, yapılan işlemlerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile mirasbırakan adına tesciline karar verilmesini istemişler, aşamada taleplerinin miras payları oranında tapu iptali ve tescile ilişkin olduğu belirtmişlerdir.
Davalı, ilk temlikin kendisine çeyiz hediyesi olarak verileceğinin mirasbırakan tarafından taahhüt edildiğini, engelli maaşından biriktirdiği parayı ve ailesinden destek olarak verilen paraları eşi …’a verdiğini, kanser hastası olan mirasbırakanın her türlü bakım, gözetim ve ihtiyacı ile ilgilendiğini, belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, yapılan temlikin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar Dairece; “…satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin (bir başka ifade ile malın bedelinin) ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet ya da emek de olabileceği kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.04.2009 günlü 2009/1-130 sayılı kararı). Esasen, yukarıda da değinildiği üzere muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 01.04.1974 günlü 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında mirasbırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir. Başka bir ifade ile murisin iradesi önem taşır. Öte yandan, salt bedeller arası oransızlığın muris muvazaasının kanıtı olamayacağı açıktır. Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.” gerekçesiyle bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda muvazaa iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar ve davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla Tetkik Hâkimi …’un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
-KARAR-

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteği olup; dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayanağı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine.
Davalılar vekilinin vekalet ücretine hasren temyiz itirazına gelince;
Bilindiği üzere, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında dava değerinin, çekişme konusu taşınmazın tümünün değeri üzerinden davayı açan mirasçıların paylarına isabet eden toplam değer olduğu kuşkusuzdur.
Somut olayda; dava, 20.000,00 TL üzerinden açılmış, keşifte yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda dava konusu taşınmazın tamamının dava tarihindeki değeri 93.200,00 TL olarak belirlenmiş ve bu değer üzerinden harç ikmal edilmiş ise de, davacıların miras payına (15/20) isabet eden değerin 69.900,00 TL olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacıların miras payına karşılık gelen 69.900,00 TL üzerinden davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken 2.725,00-TL vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değilse ise de; bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden; hükmün 4. bendinde yer alan “2.725,00-TL” ibaresinin hükümden çıkartılarak, yerine “8.039,00-TL”ibaresinin yazılmasına, davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK’nin geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 438/7. maddesi uyarınca hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 24/09/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Markalar arasında iltibas tehlikesinin olması, başvuruda yer verilen şekil unsurunun başvuruya yeterli ayırt ediciliği katmaması

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi         2019/5262 E.  ,  2020/3449 K.


Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 15/11/2017 tarih ve 2017/139 E- 2017/411 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 19/09/2019 tarih ve 2018/1410 E- 2019/892 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanun’un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, “KOTON” ibareli, pamukçuk çiçeği biçimini de ihtiva eden tanınmış markaların sahibi olan müvekkilinin 12.05.2015 tarihinde “COM + şekil” ibareli 3, 9, 14, 18, 25 ve 35.sınıf ürün ve hizmetleri içeren marka tescil başvurusunda bulunduğunu, başvuruya davalı şirketin “COM” ibareli markaları ile itirazda bulunduğunu, itirazın Markalar Dairesi tarafından kısmen kabul olunduğunu ve başvurunun 3, 9, 14, 18, 25 ve 35.sınıf mal ve hizmetlerin bir kısmı için reddedildiğini, bunun üzerine müvekkilinin ret kararının kaldırılması istemiyle itirazda bulunduğunu, itirazı inceleyen YİDK’nın itirazı kısmen kabul ettiğini, bir kısım ürün ve hizmetler için başvurunun devamına karar verdiğini, ancak 18, 25 ve 35.sınıf ürün ve hizmetler için itirazı reddettiğini, YİDK kararının haksız olduğunu, bütünsel olarak bıraktıkları umumi intiba itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak markaların tamamen farklı olduğunu, zira başvuru konusu işarette müvekkilinin öteden beri kullandığı markalarında da bulunan pamukçuk çiceğini tasvir eden şeklin de bulunduğunu, müvekkilinin anılan işareti fiilen kullandığını ileri sürerek, YİDK’in 2017-M-999 sayılı kararının iptaline ve başvurunun tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Türk Patent vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, başvuru kapsamından çıkarılan mal ve hizmetler yönünden dava konusu başvuru ile redde mesnet markalar arasında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Şirket vekili, anlamsal, görsel ve sescil olarak başvuru konusu “COM + şekil” ibareli işaret ile müvekkilinin “COM” ibareli markalarının bıraktığı genel izlenimin aynı olduğunu, başvuru konusu işarette “O” harfinin pamukçuk çiçeğini andırır biçimde düzenlenmiş olmasının farklı bir etki doğurmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; redde mesnet alınan markaların “COM” ibareli olduğu, davacının başvurusunun da “COM + şekil” ibareli olduğu, işaretteki “O” harfinin pamukçuk çiçeği biçiminde düzenlendiği, ancak genel görünüm olarak bu işaretin de “COM” olarak okunup algılanacağı, işarette asıl ve ayırt edici unsurun “COM” ibaresi tarafından temsil olunduğu, redde mesnet markalar ile başvuru konusu işaretin “COM” ibareleri itibariyle aynı veya benzer sescil ve görsel etkiyi bıraktıkları, zira gerek kelime biçimleri, gerekse sescil olarak bıraktıkları etkinin ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğu, bütünsel olarak bıraktıkları izlenimin bu marka ve işaretlerin birbirleriyle ilintili oldukları yönünde kanaat oluşturduğu, reddedilen ürün ve hizmetlerle redde mesnet markaların kapsamında bulunan ürün ve hizmetlerin birbirleriyle ilişkili ve aynı türden bulunduğu, anılan ürün ve hizmetlerin alıcısı ve yararlanıcısı konumundaki ortalama tüketici ve yararlanıcı kitlesinin özellikle marka ve başvuru konusu işaretlerin asıl ve ayırt edici unsurlarının ayırt edilemeyecek derecede benzer olması da göz önüne alındığında bu iki markayı ilişkilendirmesinin kaçınılmaz olduğu, redde mesnet markanın kullanılmamış olmasının itiraza mesnet gösterilmesine engel olmayacağı, zira kullanmamanın korumanın şartı olmadığı, kaldı ki kullanıldığının ifade edildiği, başvuru konusu işaretin kullanılıyor olmasının, başvurunun nispi ret nedeninden etkilenmeksizin tesciline olanak sağlamayacağı, davalı kurum kararının başvuru kapsamında olup da reddedilen mal ve hizmetler bakımından hukuka uygun bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, “COM+Şekil” ibareli başvuru ile redde mesnet “COM” asıl unsurlu markalar arasında, başvuru kapsamından çıkarılan mal ve hizmetler yönünden 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin olduğu, başvuruda yer verilen şekil unsurunun başvuruya yeterli ayırt ediciliği katmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 02/07/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

OPET-EUROPET Marka İltibas – Karıştırma İhtimali

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi         2019/5253 E.  ,  2020/3461 K.

Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 02/11/2017 tarih ve 2016/335 E.- 2017/334 K. sayılı kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 27/09/2019 tarih ve 2018/1448 E.- 2019/936 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin gaz satışı faaliyetleri için TPMK nezdinde 2007/24037 numaralı EG EUROGAZ markalarını tescil ettirdiğini ve diğer markaları ile firma unvanına uygun olarak EUROPET markasını tescil ettirmek üzere 04., 35., 37., 39. ve 40. sınıflarda yer alan emtialar için 2014/100249 kod numarası ile davalı Enstitüye başvuruda bulunduğunu, başvurunun tescil edilmek üzere Resmi Marka Bülteninin 12.05.2015 tarihli ve 237 sayılı nüshasında ilanı karşısında davalı şirket tarafından itiraz edildiğini, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından inceleme sonucunda 556 s. KHK’nın 36. maddesi gereğince kısmen reddedildiğini, oysa dava konusu “EUROPET” ibaresinin 556 s. KHKnın 8/1-b maddesi anlamında kısmen reddi işleminin hukuka aykırı olduğunu, zira davalı şirketin OPET esas unsurlu markaları ile müvekkili şirketin EUROPET ibareli markası arasında görsel ve işitsel açıdan genel görünüm itibariyle benzerlik olmadığını, davalı yanın markalarında esaslı unsurun “OPET” kelimesi olduğunu ve markalarında kök sözcük olarak kullanıldığını, müvekkili şirket markasının ise EU-RO-PET şeklinde okunduğunu ve görsel olarak tüketici gözüyle bakıldığında OPET kelimesinin fark edilmediğini, EURO harf grubu ile başlamasının tüketiciler açısından ayırt edicilik sağladığını, müvekkili şirketin koruma altına almak istediği tek ibarenin PET veya EURO ibaresi değil bir bütün olarak “EUROPET+şekil” ibaresi olduğunu, davalıya ait OPET ibareli markaları telaffuz edilirken “O-PET” şeklinde müvekkiline ait EUROPET markasının ise “YURO PET” şeklinde telaffuz edildiğini, taraf markalarının işitsel anlamda da benzer olmadığını iddia ederek TPMK YİDK’nın 30.06.2016 tarih ve 2016-M-7005 sayılı kısmi nihai ret kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirket vekili, dava konusu “EUROPET” ibaresinin müvekkiline ait “OPET” ibaresini birebir ihtiva etmekte olduğunu, bu markanın görsel ve işitsel olarak müvekkili markasıyla benzediğini, dava konusu markanın başında bulunan “E, U ve R” harflerinin markaların birbirinden ayırt edilebilmesini sağlayacak nitelikte ve yeterlilikte olmadığını, Enstitünün önceki uygulamalarına atıfla benzer şekilde müvekkiline ait “OPET” markaları gerekçe gösterilerek Enstitü nezdinde dosyalanan itirazlar neticesinde “GOLPET”, “HADOPET”, “PROPET’’, “NANOPET” vb. gibi markaların tescil talebinin reddedildiğini, müvekkiline ait tanınmış “OPET” ibareli markaların ortak olarak 04, 35, 37 ve 39. sınıflardaki mal ve hizmetleri ihtiva ettiğini, davacının iddialarının aksine taraf markaları arasında görsel ve işitsel benzerliğe ek olarak sınıfsal benzerliğin de bulunduğunu, tüketici nezdinde “EUROPET” ibaresinin müvekkilinin tanınmış “OPET” markalarıyla ilişkilendirilme ihtimalinin kaçınılmaz olduğunu, dava konusu markanın tescil edilmesi halinde KHK m.8/4’de sayılan risklerin meydana geleceğini, davacı yanın haksız yararlanma ve markanın ayırt edici karakterini zedeleme durumunu oluşturacağını ve müvekkili markasının itibarına zarar vereceğini, davacı tarafın marka seçiminin kötü niyetle hareket ettiğinin bir göstergesi olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; 2014/100249 sayılı ibareli davacı marka başvurusu ile davalının OPET ibareli markaları arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında “benzerlik” ve buna bağlı olarak “karıştırılma ihtimali” bulunmadığı ve YİDK kararının iptali şartlarının oluştuğu; davalının OPET markası tanınmış marka olmakla birlikte, EUROPET ve OPET markaları arasında benzerlik bulunmadığından, somut olayda tanınmışlığın tescil engeli yaratmadığı, EUROPET ibareli marka başvurusunun 556 sayılı KHK’nın 35/1 maddesi anlamında kötü niyetli bir başvuru olduğunu gösterir her hangi bir verinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile TPMK YİDK’nın 30/06/2016 tarih 2016-M-7005 sayılı kararının 04, 35, 37, 39 sınıflar yönünden iptaline karar verilmiştir.
Karara karşı davalı şirket vekili ve davalı TPMK vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuşlardır.
Bölge Adliye Mahkemesince davalılar vekillerinin istinaf itirazlarının kabulü ile 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemeyeceği, davacının başvurusunun davalının tanınmış markasını aynen içerdiği, davalının başvurusunun başında bulunan “EUR” ibaresinin başvuruya yeterli ayırt edicilik sağlamadığı, aynı emtialarda kullanılacak olmaları nedeniyle en azından idari, ticari veya ekonomik bir bağlantı bulunduğu yanılgısına düşülmesi ihtimalinin olduğu, dava konusu markanın kapsamında bulunan tüm mal ve hizmetler ile davalının mesnet alınan markalarının kapsamlarında bulunan mal ve hizmetlerin aynı, aynı tür olması hususları gözönünde tutulduğunda, 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında iltibasın somut olayda bulunmasına rağmen tarafların ibareleri arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 
Dava, marka başvurusunun reddine dair TPMK YİDK marka kararının iptaline ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davacının marka başvurusuna konu “EUROPET” ibaresi ile davalı adına önceden tescilli “OPET” ibareli markaları arasında karıştırılma ihtimaline yol açacağı ve iltibas bulunduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de; davacının başvurusunun farklı renk tonlarıyla “EURO” ve “PET” ibarelerinin birleşmesinden oluştuğu, “PET” ibaresinin petrol türevi mal ve hizmetler yönünden tanımlayıcılığa yakın ibare olduğu, Mahkemece, “EURO PET” olarak algılanacak başvuru markası ile ret gerekçesi yapılan tescilli “OPET” unsurlu markalar arasında karıştırılma ihtimaline yol açacak benzerlik bulunmadığı halde ortalama tüketici kitlesince davacının başvurusu sanki “EUR OPET” şeklinde algılanıyormuşçasına hatalı değerlendirilmesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bu nedenle kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 07/07/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, davacının marka başvurusunun reddine yönelik YİDK kararının iptali isteminden isteminden ibarettir.
Bölge Adliye Mahkemesince davalıların istinaf başvurularının kabulüyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın esastan reddine dair kararının dayandığı gerekçe dosya kapsamına uygun ve yerindedir. Davacının seri marka oluşturmak amacıyla hareket ediyor olduğunu ileri sürmesi, başvurunun, gerek görsel ve gerekse de sescil olarak davalı şirkete ait markaya yaklaşan niteliği itibariyle hüsnüniyetli addedilemez. Başvuru konusu ibarenin Eur-opet veya Euro-pet ibarelerinin birbirine eklenerek oluşturulmuş olması, iltibas tehlikesini ve ortalama tüketici nezdinde karıştırılmayı engeller nitelikte olmayıp sonuca etkili değildir. Bu nedenle, kararın bozulmasına yönelik çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

Tescilli marka ile başvuru arasında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi         2019/1046 E.  ,  2020/3156 K.



Taraflar arasında görülen davada Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce bozmaya uyularak davanın kabulüne dair verilen 10/10/2018 tarih ve 2018/1425 E- 2018/1020 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı kurum vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin “Vitamin sanal okul”, “Vitamin sanal sınıf”, “Vitamin Sanal Ders”, “Vitamin Sanal Dershane”, “sanal sınıf”, “sanal okul”, “sanal ders”, “www.ogretmen.com.tr”, “Vitamin Öğretmen”, “öğretmenler üretiyor” ibareli markaların sahibi olduğunu, davalı şirketin ise “sanal öğretmen” ibaresinin marka olarak tescili için diğer davalı Kuruma başvurduğunu, 2013/ 76387 kod numarasını alan başvuruya müvekkilince yapılan itirazın Kurum tarafından reddedildiğini, oysa, dava konusu başvuru ile müvekkiline ait markalar arasında ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunduğunu, iltibas tehlikesinin doğduğunu, başvuru konusu ibarenin müvekkili şirkete ait bir marka olarak algılanacağını, davalı şirketin iyiniyetli olmadığını ileri sürerek, YİDK’nın 2015-M-2866 sayılı kararının iptaline, tescili halinde davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı TPMK vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, başvuru konusu ibare ile davacının itirazına mesnet markalar arasında iltibasa yol açacak düzeyde bir benzerlik bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı şirketçe cevap dilekçesi sunulmamıştır.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve bilirkişi raporu doğrultusunda, davacının itirazına mesnet markalar ile dava konusu başvuru arasında iltibas tehlikesi ya da ilişkilendirilme ihtimalinin bulunmadığı, dolayısıyla 556 sayılı KHK’nın 8/1-b koşullarının somut olayda gerçekleşmediği, davacı markalarının tanınmış olduklarının ispat edilemediği gibi davacı markalarının lider/şemsiye markası olan “Vitamin” markası tanınmış olsa da, bu tanınmışlığın somut olaya etkisi bulunmadığı, zira dava konusu olayda uyuşmazlık konusu ibarenin “Vitamin” ibaresi değil “Sanal Öğretmen” ibaresi olduğu, davalının kötüniyetli hareket ettiğine ilişkin somut verilerin dosya kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davalı şirket başvurusu kapsamında bulunan mal ve hizmetlerin tamamının, davacının itirazına mesnet markaların kapsamında da aynen yer aldığı, dava konusu başvurunun, standart karekterle, siyah zemin üzerine beyaz harflerle yazılmış “SANAL ÖĞRETMEN” ibaresi ile şekil unsurundan oluştuğu, davacının itirazına mesnet markaların bir kısmının yine standart karekterle yazılmış “Sanal Okul”,”Sanal Ders”,”Sanal Sınıf” ibareleri ile temsil edilirken diğer bir kısmında ise bu ibarelere “VİTAMİN” kelimesinin özel bir yazım şekliyle eklendiği, “SANAL” kelimesinin, gerçekte yeri olmayan ancak zihinde tasarlanan, farazi, tahmini anlamlarına geldiği, bilgisayar teknolojisinin gelişmesiyle ülkemizde internet ve bilgisayar ortamı üzerinden verilen hizmetler açısından günlük hayatta yaygın olarak kullanıldığı, bu ibareyi içeren bir hizmet ile karşı karşıya kalan ortalama bir tüketicinin zihninde, bu hizmetin internet üzerinden veya bilgisayar ortamı aracılığıyla verilen bir hizmet olduğu şeklinde bir algı oluşacağı, davacı markalarını gören ortalama tüketici, bilgisayar ortamında interaktif şekilde verilen eğitim ve öğretim hizmetlerini algılayacağından, özellikle “VİTAMİN” ibaresini içermeyen davacı markalarının eğitim ve öğretim hizmetleri yönünden ayırt ediciliği zayıf veya bulunmayan markalardan olduğu, bunun dışında kalan mal ve hizmetler yönünden ise davacı markalarının ayırt ediciliğinin bulunmadığı şeklinde bir sonuca ulaşılamayacağı, diğer bir deyişle, eğitim ve öğretim hizmetleri dışında davacı markalarının nispeten ayırt ediciliğe sahip olduğu, dava konusu başvuru kapsamında eğitim ve öğretim hizmetleri yer almadığından, başvuru kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden davacının “SANAL” asıl unsurlu markaları ile dava konusu başvuru arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğu, zira taraf markalarının asli unsurunun aynı kelimeden oluştuğu, dava konusu başvurunun davacının seri markalarından biri olarak algılanacağı, başvuru kapsamında yer alan mal ve hizmetlerin tamamı, davacının itirazına mesnet markaların kapsamlarında bulunduğundan bu mallar yönünden 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesi koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini tartışmanın sonuca bir etkisi bulunmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle, davalı şirkete yönelik YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemli davaların 675 sayılı KHK’nın 16/1 maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle reddine, davalı TPMK yönünden YİDK Kararının iptali istemli davanın kabulü ile TPMK YİDK’nın 30.04.2015 tarih 2015-M-2866 sayılı kararının iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı kurum vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, Bölge Adliye Mahkemesince uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davalı kurum vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı kurum vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 10,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı kurumdan alınmasına, 09/07/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

×