Marka tescilinde kötü niyetli olması, Hükümsüzlük davası açmakta hukuki yararın bulunması, Markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi         2018/4656 E.  ,  2020/3483 K.

MAHKEMESİ :FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29/03/2016 gün ve 2014/280 – 2016/29 sayılı kararı onayan Daire’nin 07/05/2018 gün ve 2016/11553 – 2018/3276 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Ks-Analysis Alman firmasının Türkiye’deki yetkilisi olduğunu, bu firmanın yeraltı araştırma cihazı ürettiklerini, bu firmanın “KS-Analysis” markası üzerinde hak sahibi olduğunu, aynı zamanda “KS-Analysis” ibaresinin bu firmanın ticaret unvanı olduğunu, davalı ile KS-Analysis firması arasında 30 Haziran 2011 tarihinde ön distribütörlük sözleşmesi ve 15 Haziran 2012’de ana distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, davalının marka sahibi KS-Analysis firmasından hiçbir şekilde izin almadan ve firmayı bu konuda bilgilendirmeden 18 Mart 2013 tarihinde tamamen yetkisiz bir şekilde “KS-Analysis” markasını kendi adına tescili için TPMK’ye başvuruda bulunduğunu, bu firma ile davalı arasındaki sözleşme fesih olunduktan sonra müvekkili ile KS-Analysis firması arasında 01-02 Ocak 2014 tarihinde sözleşme imzalandığını, bu sözleşme ile Türkiye’nin tüm bölgelerinde bu firmayı temsil etme ve KS-700 zemin analizörünün Türkiye’de pazarlama yetkisinin verilmiş olduğunu, davalının marka tesciline müvekkilinin ve dava dışı KS-Analysis firmasının itiraz ettiğini ancak itiraz süresi geçtiği gerekçesiyle reddedildiğini, müvekkilinin KS-700 zemin analizörünün yetkili pazarlayıcısı olmasına rağmen tanıtım ve satış faaliyetlerinde bulunamadığını, davalının marka tescilinde kötüniyetli olmasından dolayı 2013/24819 tescil nolu “KS-Analysis” markasının tescilinin hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine ve marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin feshi, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat talep hakkının saklı tutulmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, 2013/24819 tescil nolu “KS-Analysis” markasının müvekkili adına tescil edildiğini, TPMK ve Avrupa Patent Ofisi nezdinde tescil edilmiş başka bir “KS-Analysis” markası bulunmadığını, davacının iddiasının aksine “KS-Analysis” şirketinin bir evin bodrum-garaj tipi bir yerde iş yapan basit bir işletme olduğunu, davacının bu davayı açamayacağını, aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, markanın hükümsüzlüğü için 556 sayılı KHK’nın 7. ve 8. maddesinde aranan şartların bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacının dava dışı KS-Analysis firmasından KS-700 cihazının Türkiye’de satışı için sözleşme imzaladığı ve inhisarı lisans hakkı aldığı, zarar gören olarak bu davayı açabileceği, KS-Analysis firmasının markasının tanınmış olmadığı, bu firma ile davalı arasında ise daha önce 15.06.2012 tarihinde KS-700 cihazlarının satışı için distribütörlük sözleşmesi imzalandığı, davalının KS-Analysis firmasından izin ve onay almadan kendi adına marka tescili yapmasında iyiniyetli sayılamayacağı, TTK m. 18/2 hükmü kapsamında basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğüne de aykırı davrandığı, davacının ya da dava dışı Alman firmasının tescilli markası veya marka başvurularının bulunmadığı, bu nedenle 556 sayılı KHK m. 7/1-b ve m. 8/1-b hükümleri kapsamında hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı, markanın TPMK nezdinde davalı adına kayıtlı olması nedeniyle de marka tecavüzünün oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiş; Dairemizce Karar, düzeltilerek onanmıştır.
Bu kez davacı vekili, karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup davalı, Almanya’da mukim dava dışı “KS-Analysis” firmasının ürünlerini Türkiye’de satmak için bu firma ile önce 30.06.2011 tarihli distribütörlük ön sözleşmesi, sonrada 15.06.2012 tarihli distribütörlük sözleşmesi imzalamıştır. Davalının 15.06.2012 tarihli sözleşme hükmünü yerine getirmediğini ileri süren dava dışı KS-Analysis firması 10.10.2013 tarihinde gönderdiği bildirim ile sözleşmeyi feshetmiştir. Bu fesih bildiriminden önce 18.03.2013 tarihinde davalı hak sahibi olan yurt dışı firmanın onayını ve iznini almadan “KS-Analysis” markasını kendi adına tescil ettirmek için TPMK’ye başvuruda bulunmuş ve başvurusu 14.10.2013 tarihinde bültende yayımlanmıştır. Yurt dışı firma, davalı ile olan sözleşmeyi feshettikten sonra ürünlerinin Türkiye de satış ve dağıtımını yapmak için davacı ile distribütörlük/yetkili temsilcilik sözleşmesi imzalamıştır. Bundan sonra ise, davalı vekili 18.03.2014 tarihinde davacıya gönderdiği ihtarla davacının “KS-Analysis” adı altında Türkiyede yaptığı tüm faaliyetlerin 15 gün içinde durdurulmasını, aksi takdirde tüm gümrüklerde ürün giriş ve çıkışlarının ve Türkiyedeki satışlarının durdurması için gerekli işlemlerin yapılacağı, maddi ve manevi tazminat davalarının açılacağı bildirilmiştir. Davacı ise işbu davayı 30.09.2014 tarihinde açmıştır. Dava dışı yurt dışı firma ile davalı ve davacı arasında yapılan sözleşmeler 556 sayılı KHK kapsamında düzenlenen lisans sözleşmesi değil, distribütörlük ve yetkili temsilcilik sözleşmeleridir.
556 sayılı KHK’nın 43. maddesi uyarınca zarar gören gerçek ve tüzel kişiler markanın hükümsüzlüğü davası açabilirler. Zarar gören kişi kavramı, zarar gören veya zarar görme tehlikesiyle karşılaşan ya da dava konusu işareti kullanabilme olanağı haksız olarak kısıtlanan yahut kısıtlanma riski altında olan her hangi bir gerçek veya tüzel kişiyi kapsar. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, Yurt dışı KS-Analysis firmasının ürünlerinin Türkiye’de satışını yapmak için hak sahibi tarafından temsilcilik verilen davacının bu faaliyetinin davalı tarafından engellenme riski bulunmaktadır. Nitekim, davalı tarafından davacıya gönderilen mailde davacının faaliyetini durdurması ihtar edilmiştir. Bu durumda, davacının hükümsüzlük davası açmak için hukuki menfaati bulunmaktadır. Bu husus mahkemenin de kabulündedir.
Davalı hak sahibi olan Paris sözleşmesine taraf Alman Devleti uyruklu KS-Analysis firması ile yapmış olduğu distribütörlük sözleşmeleri kapsamında Türkiye’de kullanma hakkını elde ettiği yabancı şirketin markası ve unvanı olan işareti Türkiye’de kendi adına 556 sayılı KHK m. 8/1-b-2 hükmüne aykırı şekilde marka olarak tescil ettirmiştir. Markası Türkiye’de tescilli olmayan hak sahibinin izni ve onayı olmadan davalının kendi adına markayı tescil ettirmesi 556 sayılı KHK’nın 8/1-b-2 maddesine aykırıdır. Bu durumda, esasen hak sahibi olan ve distribütörlük veren dava dışı yurt dışı firmanın Paris Sözleşmesi m. 6 ve 556 sayılı KHK m. 8/b-1-2 hükmü uyarınca hem tescile itiraz etme hakkı, hem de m. 42 ve 43 hükümleri uyarınca hükümsüzlük davası açma hakkı bulunmaktadır. Nitekim TPMK nezdinde yapılan itiraz süre yönünden reddedilmiştir.
Asıl olan ticaret hayatında mal ve hizmetlerde kullanmak için markanın iyi niyetle tescil edilmesidir. Aksi durum, yani markanın kötü niyetle tescil edilmesi uygulamada bir hükümsüzlük sebebi olarak kabul edilmiştir.
Davalı, tarafı olduğu distribütörlük sözleşmesinin konusu “KS-Analysis” ibareli markayı ve aynı zamanda sözleşmenin diğer tarafının unvanı olan işareti hak sahibinin izni ve onayı olmadan marka olarak kendi adına tescil ettirdiğinden ve bu tescilde, hak sahibinin Türkiye de tescil yaptırmasına ve başkaları ile distribütörlük sözleşmesi yapmasına engel olmak ve dolayısıyla aynı ürünün başkaları tarafından pazarlanmasının önüne geçmek gibi amaçlar bulunduğundan, davalının marka tescili kötü niyetlidir. Bu husus mahkemenin de kabulündedir. Hakkın açıkça kötüye kullanılmasını ise hukuk düzeni korumaz (TMK m. 2, f.2). O nedenle mülga 556 sayılı KHK da hüküm bulunmamasına rağmen uygulamada kötü niyet hem marka için tescil engeli hem de hükümsüzlük sebebi kabul edilmiştir (HGK’nın 17.07.2008 gün ve 11-501/507 sayılı Kararı).
Bu durumda, davalının marka tescilinde kötü niyetli olması, davacının da hükümsüzlük davası açmakta hukuki yararının bulunması karşısında davanın kabulü ile markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğinden Dairemizin 07.05.2018 tarih, 2016/11553 Esas 2018/3276 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 07.05.2018 gün ve 2016/11553 Esas 2018/3276 Karar sayılı onama ilamının kaldırılmasına ve Kararın davacı lehine BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harcının karar düzeltme isteyene iadesine, 14/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bulunacak miktar depo ettirilerek birlikte ifa suretiyle tapu iptal tesciline karar verilmesi

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi         2020/45 E.  ,  2020/2352 K.

Davacı … ile davalı … arasındaki davadan dolayı … 4. Asliye Hukuk Hakimliğince verilen 23.02.2016 gün ve 2014/999 E.-2016/67 K. sayılı hükmü bozan 23. Hukuk Dairesi’nin 18.10.2019 gün ve 2016/7132 E.-2019/3721 K. sayılı ilamı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
– K A R A R –
Dava kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptal ve tescil talebine ilişkin olup davanın kabulüne dair verilen kararın davalı tarafından temyizi üzerine Yargıtay 23. Hukuk Dairesince verilen 18.10.2019 tarihli 2016/7132 Esas 2019/3721 Karar sayılı bozma ilamına karşı davacı tarafından karar düzeltme talebinde bulunulmuştur. Karar düzeltme talebinin kural olarak temyiz incelemesini yapan Yargıtay Hukuk Dairesince incelenmesi gerekmekte ise de; Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun 09.02.2018 gün 2018/1 sayılı işbölümü kararı ile arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinden kaynaklanan ve 01.07.2016 tarihinden sonra temyiz ya da karar düzeltme talepli olarak Yargıtay’a gelen dosyalardaki temyiz ya da karar düzeltme taleplerini incelemek görevi Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’ne verildiğinden karar düzeltme talebi Dairemizce incelenmiştir.
1-Yargıtay ilamında belirtilen gerektirici nedenler karşısında davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer karar düzeltme taleplerinin reddi gerekmiştir.
2-Davacı yüklenici davasında davalı arsa sahibi ile aralarında 13.02.2013 tarihinde adi yazılı şekilde arsa payı inşaat sözleşmesi imzalandığını, sözleşmede belirlenen edimlerini yerine getirdiği halde, kendisine verilmesi kararlaştırılan 1 no’lu bağımsız bölümün davalı tarafından tapu devrinin yapılmadığını belirterek bu bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile adına tesciline, bu mümkün olmadığı takdirde bağımsız bölümün değerinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, davalı savunmasında dava konusunun dayanağı olan sözleşmenin geçerli bir sözleşme olmadığını, davacının edimlerini yerine getirmediğini savunarak davanın reddini istemiş, mahkemece inşaatın %95’inin davacı yüklenici tarafından tamamlandığı, taraflar arasında yapılan sözleşmenin geçersizliğini gerektirecek bir seviyede bulunmadığı davalının edimini yerine getirmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 3. maddesinde, sözleşme nedeniyle her türlü masraf, idari ve hukuki sorumluluğun yükleniciye ait olacağının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporuna göre ise; inşaatın %95 seviyesinde tamamlanmış olup, reddedilemeyecek aşamaya geldiği görülmüştür. Bu durumda mahkemece, yüklenicinin eksik bırakıp, arsa sahiplerince tamamlanan ve bilirkişi raporunda hesaplanan davalı dairesindeki eksik işlerin giderim bedeliyle, yüklenicinin yapı denetim hizmet bedeli, kat mülkiyeti tapu bedeli ve davacının kat mülkiyetini gerçekleştirmeyi de üstlenmesi sebebiyle yapı kullanma izin belgesi almayı da kabul etmiş sayılacağından yapı kullanma izin bedeli konusunda teknik bilirkişiden ek rapor alınıp, önceki raporda hesaplanan 22.370,00 TL’ye eklenmek suretiyle bulunacak miktar depo ettirilerek birlikte ifa suretiyle tapu iptal tesciline karar verilmesi, ayrıca eksikler nedeniyle davalı arsa sahibi davaya karşı çıkmakta haklı olduğundan davalının avukatlık ücreti harç ve yargılama gideriyle sorumlu tutulmaması gerekirken, depo kararı verilmeksizin davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. Yerel mahkeme kararın bu gerekçeyle bozulması gerekirken, Yargıtay 23. Hukuk Dairesince bozma ilamında yazılı gerekçeyle bozulduğu bu kez yapılan incelemede anlaşıldığından, karar düzeltme talebinin kabulüyle Yargıtay 23. Hukuk Dairesince verilen 18.10.2019 tarihli 2016/7132 Esas, 2019/3721 Karar sayılı bozma ilamının kaldırılarak, yerel mahkeme kararının değişik gerekçeyle bozulması uygun bulunmuştur.

SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacının diğer karar düzeltme taleplerinin reddine, 2. bent uyarınca kabulü ile Yargıtay 23. Hukuk Dairesince verilen 18.10.2019 tarihli 2016/7132 Esas 2019/3721 Karar sayılı bozma ilamının kaldırılarak mahkeme kararının değişik bu gerekçe ile BOZULMASINA, HUMK’nın 442. maddesi hükmünce 384,00 TL para cezası ile bakiye 20,80 TL red harcının karar düzeltme isteyen davacıya yükletilmesine, ödenenden 5766 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile yapılan değişiklik gereğince Harçlar Kanunu 42/2-d maddesi uyarınca alınması gereken 143,50 TL Yargıtay başvurma harcının mahsup edilerek, varsa fazla alınan temyiz harcının temyiz eden davalıya iadesine,
09.09.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Tapu iptal ve tescil davasına genel hükümler çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemesi olarak bakılması gerektiği

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi         2018/1141 E.  ,  2020/3616 K.

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, engelli kardeşi dava dışı … ve eşi olan davalı birlikte yaşadığı bahçeli ve kerpiç ev niteliğindeki … parsel sayılı taşınmazın 32/48 payı kendisi ile dava dışı annesi … ve kardeşi … adlarına kayıtlı iken, kendi payı ve annesi …’nin ölümü üzerine ondan intikal eden taşınmaz payı ile birlikte parasını bizzat ödediği …’nin payını adına tescil ettirdiğini, işlemin, davalının …’ye bakmayacağını, onu evde görmek istemediğini, bakım yurduna verilmesini istediğini söyleyerek baskı yapması sonucu gerçekleştirildiğini, davalının alım gücünün bulunmadığını, davalı tarafından şiddetli geçimsizliğe dayalı boşanma davası açıldığını ileri sürerek taşınmazdaki kendi payı ile annesi …’den gelen miras payı yönünden tapu kaydının iptali ile adına tescilini, terditli olarak taşınmazın evlilik birliği içinde edinilmiş mal olarak kabulü ile taşınmazın davalı adına kayıtlı payının yarısı olan 16/48 payının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı, sözleşmenin usulünce yapıldığını, davacının kendi muvazaasına dayanamayacağını, iddianın yazılı delille kanıtlanması gerektiğini, aksi halde temlikin bağış olarak kabul edilip kişisel hak niteliğinde olacağını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Davanın reddine ilişkin olarak verilen karar Yargıtay 8. Hukuk Dairesince, “İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, irade fesadına dayalı tapu kaydının iptali ile tescil isteğine ilişkindir…Mahkemece, … parsel sayılı taşınmazın davacı adına kayıtlı hisselerinin davalı adına devrine ilişkin tapu iptal ve tescil talebinin, genel hükümler çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemesi olarak bakılması gerekirken, Aile Mahkemesi sıfatıyla karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak “Aile Mahkemesi” sıfatıyla yapılan yargılama neticesinde, mahkemece iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi …’nin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
-KARAR-
Hükmüne uyulan bozma kararında, gösterildiği şekilde işlem yapılarak ve özellikle aldatma ve korkutma iddialarının TMK’nun 6., ve HMK’nın 190. maddesine göre ispatlanamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmiş olması doğru olduğuna göre davacının yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle, usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 18.50 TL. bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 08/07/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Özel Yetkili Vekaletname ile Genel Yetki Gereken Konuda Dava Açılamayacağı

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi         2017/32071 E.  ,  2020/9536 K.

Y A R G I T A Y K A R A R I
Söz konusu dosyanın incelenmesinde;
1-Vekil ile takip edilen davalarda vekaletnamenin ibrazını düzenleyen 6100 sayılı HMK’nun 76., vekaletnamesiz dava açılması ve işlem yapılması halini düzenleyen HMK’nun 77. ve dava şartlarını düzenleyen HMK’nun 114/f maddeleri uyarınca usulüne uygun düzenlenmiş vekaletnamenin dosya içerisinde bulunması zorunludur. Dosya içeriğinde davacıya ait boşanma hususunda verilmiş özel yetkileri içerir vekaletnamenin yer aldığı, genel dava vekaletnamesinin ise bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, davacı vekilinden davacının alacak davası açma hususunda verdiği yetkiyi içeren vekaletnamesi varsa usulüne uygun şekilde düzenlenmiş geçerli vekaletnamenin sunulmasının istenilmesine; davacı vekilince vekaletname sunulmaması halinde ise gerekçeli kararın yöntemince davacı asile tebliğ edilerek temyiz süresinin beklenilmesinden,
2-Diğer yandan temyiz formunda davacı tarafın temyiz talebinde bulunduğu belirtilmiş ise de gerek dosyanın incelenmesinde gerekse UYAP sisteminde yapılan kontrolde davacının temyiz dilekçesine rastlanılmadığı gibi, davacı temyiz dilekçesi olarak taralı bulunan dilekçenin de esasen davalı tarafın temyiz talebine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece gerekli araştırmanın yapılarak davacı tarafından temyiz talebinde bulunulup bulunulmadığının tespit edilmesinden;Sonra tekrar Dairemize gönderilmesi için dosyanın Mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 14.07.2020 gününde oybirliği ile karar verildi.

Kişilik Haklarının İhlali Nedeniyle İçerik Kaldırma ve Erişimi Engelleme

Bir kimsenin kişilik haklarını ihlal edcek şekilde video, resim, haber, yorum vb. içeriklerin internet ortamında paylaşılması halinde, kişilik hakkı ihlal edilen kişi içeriğin kaldırılmasını veya erişimin engellenmesini isteyebilir (5651 sayılı Kanun m.9/1). Kişilik haklarının ihlali, hukuken bireye karşı işlenen bir “haksız fiil” olarak kabul edilmektedir. Kişilik haklarına yapılan her saldırı bir haksız fiildir, ancak her haksız fiil suç teşkil etmez. Suç teşkil etmese bile internet yayını üzerinden yapılan her türlü kişilik hakkı ihlali nedeniyle erişimin engellenmesi kararı verilebilir. Örneğin, bir kimsenin çevresine zararlı ve kötü bir insan olduğu, borçlarını ödemediği, yalan söylediği şeklinde internet üzerinden yapılan bir yorum, kişilik haklarının açık bir şekilde ihlali niteliğinde olup hak ihlaline uğrayan kişi ilgili yorumun kaldırılması ve erişimin engellenmesi talebinde bulunabilir.

Kişilik hakları, özel hukukta kişinin doğumuyla birlikte kazandığı ve üzerine kişisel gelişimiyle birlikte her geçen gün yeni değerler kattığı kişiliğinin, maddi ve manevi bütünlüğünün, yeri geldiğinde isminin, mesleki kariyerinin, ailesinin ve hatta sosyal çevresinin üzerinde biriktirdiği, kısacası kendini gerçekleştirme yolunda elde ettiği tüm maddi ve manevi bütünlüğü üzerinde elde ettiği beşeri kazanımlarının ve zaman içinde değişen/genişleyen menfaatlerinin hukuk düzeni tarafından koruma altına alınan yönüdür (Y19CD-K.2017/4575).

  • Görevli Mahkeme: Kişilik haklarının ihlali nedeniyle içeriğe erişimin engellenmesi kararını vermeye görevli mahkeme, Sulh Ceza Hakimliği’dir (5651 sayılı kanun m.9/1).
  • Yetkili Mahkeme: Kişilik haklarının ihlali nedeniyle içeriğin kaldırılması ve erişimin engellenmesi kararı vermeye yetkili Sulh Ceza Hakimlikleri şunlardır:
    • İnternet sitesinin Türkiye’de bilinen bir merkez adresi varsa, bu adresteki Sulh Ceza Hakimliği erişimin engellenmesi kararı vermeye yetkilidir.
    • Mağdurun yerleşim yeri ve oturduğu yer Sulh Ceza Hakimliği de erişimin engellenmesi kararı vermeye yetkilidir (5271 sayılı CMK m.12/5).

Sulh ceza hakimliği, bu madde kapsamında vereceği erişimin engellenmesi kararlarını esas olarak, yalnızca kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verir. Zorunlu olmadıkça internet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemez. Ancak, hâkim URL adresi belirtilerek içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle ihlalin engellenemeyeceğine kanaat getirmesi hâlinde, gerekçesini de belirtmek kaydıyla, internet sitesindeki tüm yayına yönelik olarak erişimin engellenmesine de karar verebilir.

Sulh Ceza Hakimliği’nin verdiği erişimin engellenmesi kararları doğrudan Erişim Sağlayıcıları Birliği‘ne gönderilir. Erişim Sağlayıcıları Birliği, özel hukuk tüzel kişisi niteliğindedir. Bu birliğe üye olmayan internet servis sağlayıcıları (Örn, TUrkcell, TTNET, Kablonet vb.) faaliyette bulunamazlar. Birlik tarafından erişim sağlayıcıya gönderilen içeriğe erişimin engellenmesi kararının gereği derhâl, en geç 4 saat içinde erişim sağlayıcı tarafından yerine getirilir.

Sulh Ceza Hakimliği, kişilik haklarının ihlali nedeniyle başvuruyu en geç 24 saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.

Sulh Ceza Hakimliği’nin verdiği erişimin engellenmesi kararına konu kişilik hakkının ihlaline ilişkin yayının kararda yer almayan başka internet adreslerinde de yayınlanması durumunda ilgili kişi tarafından Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne müracaat edilmesi hâlinde mevcut karar bu adresler için de uygulanır (5651 sayılı Kanun m.9/9).

Kişilik Haklarının İhlali Halinde İçerik ve Yer Sağlayıcıyı Uyarma: Kişilik hakları ihlal edilen mağdur içerik sağlayıcısına (haber veya yorumu yapan, video, foroğraf vb. görselleri yükleyen kişi) buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına (internet sitesine barındırma’hosting’ hizmeti veren firma) başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebilir. Bu yöntem, sulh ceza hakimliğine başvurulmadan önce veya sonra kullanılabilir. İçerik veya yer sağlayıcı kişilik hakkı ihlaline neden olan içerikleri kaldırmadığı takdirde hukuki sorumlulukları bu duruma göre değerlendirilecektir.

İş Mahkemelerinde En Çok Açılan Davalar



1. İş ve Çalışma İlişkisinden Doğan Alacak ve Tazminat Davaları:


İş Mahkemelerinde en çok açılan davalar iş ve çalışma ilişkisinden yahut iş akdinin feshinden kaynaklanan alacak ve  tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda, ücret alacağı,fazla mesai ücreti alacağı, yıllık ücretli izin alacağı,hafta tatili ve genel tatil ücreti alacağı ile ihbar ve kıdem tazminatı talep edilir. Ücretlerin asgari ücret olarak gösterilmiş olması hâkimi bağlamaz. Hâkim gerçek ücretin tespiti için ilgili yerlere yazı yazar ve tanıkları dinler.


2. Hizmet Tespiti Davaları:

İş mahkemelerinde en çok rastlanan dava türlerinden biri de Hizmet Tespiti Davaları’`dır. Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine açılan bu davalarda, çalışanlar, işverenlerince sigortasız olarak çalıştırıldıkları hizmet sürelerini Sosyal Güvenlik Hukuku yönünden sigortalı hale getirilebilmektedirler.

3. İşe İade Davaları:

4773 sayılı Kanun` un getirdiği yeniliklerden biri de iş güvencesi kavramı ve işe iade davasıdır. Bu yasayla yapılan önemli değişikliklerden biri belirsiz süreli hizmet akdini sona erdirmek isteyen işverene, akdi sona erdirilmesine ilişkin  ‘geçerli bir neden’ gösterme zorunluluğunun getirilmesidir. İşverenin işçinin iş akdini feshetmek için geçerli bir nedeni yoksa, işçi, iş mahkemesinde açacağı bir davayla feshin geçersizliğini tespit ve işe iadesinin sağlanmasını talep etme hakkına sahip olacaktır. Anılan değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra işe iade davalarında hızlı bir artış yaşanmış ve ve bugün iş mahkemesindeki dava yükünün önemli bir kısmını bu tür davalar teşkil eder hale gelmiştir.

Türkiye’de Boşanma – Tanıma ve Tenfiz Davası

Yurt dışı boşanma kararının Türkiye’de tanıma ve tenfizi  için 2017 ilk yarısında, yeni kanun düzenlemesi yapılmıştı. Tenfiz davası yeni kanunla, boşanan eşlerin ikisi de konsolosluğa veya nüfusa birlikte başvururlarsa dava açmadan Türkiye’de nüfusta bekar olarak işleneceklerdi. Yurt dışında boşanmış olan kişiler uzun süre konsoloslukların yabancı mahkeme kararlarını tanıma işlemleri yapmalarını beklediler. Nihayet gerekli düzenlemeler yapıldı ve artık taraflar (boşanan eşlerin her ikisi de) konsolosluklara boşanmak için gerekli belgelerle başvuru yaparlarsa yabancı boşanma kararının Türkiye’de tanınması işlemlerini yaptırabiliyorlar. Kısaca eski eşiniz de konsolosluğa giderse artık dava açmanıza gerek yok.

ESKİ EŞİNİZ KONSOLOSLUĞA GELMEZ, BAŞVURU YAPMAZ İSE

Ancak sadece eski eşinizle birlikte veya aynı dönem içinde konsolosluğa başvuru yapılırsa dava açmadan Türkiye’de yabancı boşanma kararınızın tanınması işlemini yapabiliyorsunuz.

Eski eşiniz bu duruma karşı çıkıyorsa veya konsoloslukta boşanma için başvuru yapmıyorsa tek çareniz Türkiye’de yetkili Aile Mahkemesi’nde, yabancı boşanma kararının tanınması için dava açmanız gerekiyor. 

TANIMA DAVASI İÇİN GEREKLİ BELGELER

  • Yabancı Mahkeme boşanma kararı aslı
  • Kararın Kesinleşme şerhi (Rechtskraftsvermerk)
  • Apostille şerhi (bu şerh Almanya’da Landgericht’den alınmaktadır, diğer ülkelerde farklılık göstermektedir.
  • Karar + Kesinleşme Şerhi + Apostille bunların tamamı Yurt dışında Konsolosluk tasdikli yeminli tercümesi veya Türkiye’de Noter tasdikli yeminli tercümesi

Yukarıda yazan bu belgelerle davanızı açabilirsiniz. Ancak davalı yurt dışındaysa yurt dışı tebligat yapılması gerekmektedir. Bu sebeple her tebligat için Mal Müdürlüğü’ne yurt dışı tebligat harcı yatırılmalıdır. Ayrıca Tebligat Kanunu 25. maddesine göre yapılan tebligatlarda 184 Form düzenlenmesi ve Türkiye’deki Mahkemenin bütün evraklarının tercüme edilmesi gerekmektedir. Yurt dışı tebligatlar ve evrakların karışıklığı nedeniyle tanıma davaları çok sefer yıllarca sürmekte ve bir çok seferde bu davadan sonuç alınamamaktadır. Bu sebeple tanıma davasının bu konuda tecrübeli bir avukatla takip edilmesi önemlidir. 

Yurt Dışı Borçlanma İşlemlerinin Şartları Nelerdir?

Ülkemiz ile Sosyal Güvenlik Antlaşması imzalanmış ülke olsun veya olmasın yurt dışında çalışan Türk vatandaşları yurt dışında geçen hizmetlerini ve ev kadınlığı sürelerini ülkemiz sosyal güvenlik kanunlarına göre emeklilik, malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde Türkiye’de geçmiş hizmet gibi değerlendirilmesini sağlamak amacıyla borçlanabilirler.

Borçlanma kapsamındaki süreler yurt dışında geçen sigortalılık süreleri, bu süreler arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri, ev kadını olarak geçen sürelerdir.

Yurt dışı hizmet borçlanmasından yararlanabilmek için borçlanma yapmak istediği sürelerde Türk vatandaşı olmak, ev kadınlığında geçen süreleri veya hizmetleri belgelendirmek ve yazılı istekte bulunmak şartları aranır.

Yurt dışı hizmet borçlanmalarında, “Türk vatandaşı olmak” şartı, borçlanılması istenilen sürelerde ilgilinin Türk vatandaşı olması gerektiğini ifade eder.

Diğer bir anlatımla, Türk vatandaşlığında geçmeyen yurt dışı sigortalılık veya ev kadını olarak geçen süreler borçlandırılmamakta, fakat sadece borçlanma talep tarihinde Türk vatandaşı olmamasına rağmen izinle Türk vatandaşlığını kaybeden sigortalıların yurt dışında Türk vatandaşı olarak geçen süreleri borçlanma hakkı bulunmaktadır. Kamuoyunda “pembe ya da mavi kart sahibi” olarak bilinen doğumla Türk vatandaşlığını kazanmış olup da sonradan vatandaşlıktan çıkma izni almak suretiyle yabancı bir ülke vatandaşlığını kazananlar, başvuru tarihinde Türk vatandaşı olmasalar dahi, borçlanma kapsamındaki sürelerde Türk vatandaşı olmaları durumunda borçlanma hakkından yararlanabileceklerdir. Bu itibarla izinle Türk vatandaşlığını kaybedenler 11/09/2014 tarihinden itibaren diğer şartların yerine gelmesi şartıyla borçlanma talebinde bulunabilmektedirler.

Türk vatandaşlığı ile birlikte yabancı ülke vatandaşlığı devam edenler de, söz konusu yasa ile getirilen düzenlemeden yararlanabilmektedirler.

×